28 Şubat 2009 Cumartesi

Elevit'te gece

Uzun süren bir yolculuktan sonra akşam oluyor ve bir türlü elevit yaylasına ulaşamadık. bir yandan karnımız acıkmış ve kaçkar'a tırmanmaktan yorulan bedenler bir an önce uyku istiyor. ama daha yol bitmedi. yavaş yavaş elevit yaylasının ışıkları görünmeye başladıktan sonra rahatlıyoruz:) bir an önce çadır'ı kurmaya başlıyoruz yer biraz eğimli ama olsun bu karanlıkta ancak bu kadar( eksik planlama )iki kişi yemek hazırlarken ben ve tolga köye doğru yürümeye başlıyoruz, yarın sabah yaylaya doğru yol almak için gereklı benzini bulmak için.

Harita'da olmayanlar

Sabah uyanmak, telaşsız
Kahvaltı etmek, hiç acele etmeden
Giyinmek, ne giydiğinin bir önemi olmadan
Sırt çantasını hazırlamak, en dağınık şekilde
Yürümek, ayaklarını sürüye sürüye sonsuzluğa
Şarkı söylemek, bağıra bağıra kimse duymadan
Kağızman'a gitmek, herhangi bir saat'e ulaşacağını bilmek kadar kaygısız
Nereye? sorusuna, canımın istediği yere diyebilme rahatlığı
Nelefonun çekmemesi, kimin umrunda
Benmi:), yeni tanıştığım 2 güzel insanla elevit, polvit, sistani yolunda

15 Şubat 2009 Pazar

12 Şubat 2009 Perşembe

Yol bu, ne çıkacağı belli olmaz

Bu kadar yol geldim belki daha bu kadar yolum daha var. geldiğim yolun herşeyini sevdim yani umarsızca yürüyüşler, umutsuzca otostop beklemeleri, ani bir yağmurla sırılsıklam ıslanmalar,derme çatma bir yol üstü lokantasında yemek yemek:)),kaçkar dağında yaklaşık 3200 metrede hayatta tanışabileceğin en iyi iki insanla tanışmak ve yola beraber devam etme kararı vermek, ağrı dağına karşı oturmak, ığdır ovasında altın sarısı buğday tarlalarından geçmek,garip bir güzellik sarhoşluğu ile kars'ı izlemek ve "seneye tekrar buluşmak dileği ile" demek. Tek bir ağacın dahi olmadığı bir köye bakarken tabela'sında "GÜZELBAHÇE" yazısı görünce yüzümde oluşan tebesüm:))yada Dogubeyazıt'ta giderken her 10 km'de bir kimlik kontrolünden geçmek. ve bir anda yılmaz erdoğan'nın bir şiirinde "bir ülkeden bir iç ülkeye geçme" cümlesi geliyor aklıma... Şavşat minibüs'ünün camından bakarken bir anda dünyanın en güzel yüzünden en sıcak bakışını almak... belki birgün bu yolculuğa beraber çıkarım diye hayal kurulan ama hiçbir zaman bu hayali bilmeyecek belki bir daha görme şansı da olmayacak bir sevgiliyi getiriyor aklına. neyse bu yazı çok fazla melankoli bir durumda yazılıyor daha fazla saçmalamadan bitirsem iyi olacak:))

6 Şubat 2009 Cuma

Budur galiba......

Bu resmi blog'un karadeniz gezisinin son resmi olarak kullanacaktım ama baktım daha güzel resimler var vazgeçtimm.

Büyük deniz gölü

Büyük bir hızla yol almamıza rağmen bir türlü gölleri göremiyoruz. "acaba kurudumu?" sorusu geliyor aklıma aştığımız her tepeden sonra göl bulma beklentisi tepeyı aştıktan sonra moral bozukluğuna sebep oluyor. Abi bu ne yaaaa bu kadar yol yürü 7 tane gölden bir tanesini bile görememek:)) hayır!! benim acelem yok bir an önce görmek için, nasıl olsa zamanım var ama yanımda gelen arkadaş bir panik havasında yürüyor:)) neyse 1 yada 2 tepe aştıktan sonra karşımıza ilk göl çıkıyor çocuklar gibiyiz. burayı gördükten sonra geri dönmek isteği bittiyor ve hep kalmak istiyor.

3 Şubat 2009 Salı

yedigöller

Biraz gecikmelide olsa saat 8:30 gibi yukarı kavron yaylasındayım.Fazla zaman kaybetmeden kaçkar dağı ile ilgili biraz bilgi topladıktan sonra sırt çantamı dağ evine bırakıp sonra yedi gÖller diye bilinen bölgeye doğru yol alıyorum. Beraber yolculuk edecek bir arkadaş bulduktan sonra başlıyor güzel ve keyifli bir muhabbet:)) öyle hızlı bir şekilde yol alıyoruz ki yolda yaklaşık 3veya 4 dağcı ekibini geride bırakıyoruz:))